Uzun yolculuklara alışkın olduğum için Türkiye’nin en kuzeyi Sinop’tan yeni bir maceraya başladım. Bu seferki rotam Adana oldu. Güneşe ateş ettiren sıcaklarıyla tanıdığımız Adana’yı serin serin, yaz yağmurlarıyla 2 gün boyunca gezdim. Adanalıların deyimiyle “Yağmuru beraberimde getirdim.”

1. GÜN

ULAŞIM / KONAKLAMA

Sinop’tan Samsun’a 3 saat, ardından 12 saatlik yolculuk sonucunda saat 09.00 sularında Adana otogarına ulaştım. Ücretsiz servisler ile şehir merkezine gittim. Biraz dinlenmek için kalacağım Centrum Businness Hotel’e 10 dk yürüme sonucunda giderek resepsiyondan odamı ayarladım. Birinci yıl dönümlerini kutlayan, güler yüzlü ve ilgili otel çalışanları oda durumunun uygun olması nedeniyle erkenden otele yerleşmemi sağladılar. Kısa bir kestirmenin ardından çıktım sokaklara 🙂

Karnımı doyurmak için girdiğim lokantada paça çorbası içtim. Şunu söyleyebilirim ki, Adana lezzetlerine güzel bir giriş yaptım. Bu zamana kadar birçok yörede çorba içtim ama burada içtiğim çorbanın lezzeti bir başkaydı. Adana Adliyesi’nin yanında bulunan çay bahçesinde kaçak çay (kendi deyimleriyle) içtim. Adanalılar Türk Çayı (Rize Çayı) değil daha çok kaçak çay içerlermiş. Kaçak çayın acı olması ve Karadenizli olmam nedeniyle pek beğendiğimi söyleyemeyeceğim.

GEZİNTİ BAŞLASIN

Gezintiye Atatürk Parkı ile başladım. Kalp sembolünün bulunduğu “Adana” yazısının önünde hatıra fotoğrafı çekildim. Atatürk Parkının yanında bulunan “Bahri Paşa Çermesi”nden su içmesem de aşağıda gördüğünüz bol gülücüklü pozu vererek hatıralarıma bir yenisini daha eklemiş oldum.

Adana Bahri Paşa Çeşmesi

Park etrafında biraz gezdikten sonra Özsüt’te dinlenme molası verdim. Çevreyi incelediğim zaman geniş, temiz ve çevre düzenlemesi güzel yapılmış cadde ve sokakları ile Adana’yı sevmeye başlamıştım. Yine sokaklardaki turunç ağaçları da caddelere ayrı bir güzellik katıyor. Ağaç dallarında olgunlaşmamış meyveleri görmekte mümkün.

(Bu ağaçlar Nisan ayında çiçek açıyor ve meyvelerini vermeye başlıyor. Bu dönemde sokaklarda harika kokular yayıldığı söyleniyor)

Özsüt’ten çıkıp Seyhan Nehri kenarına doğru yürürken yağmur çiselemeye başlıyor. Bana eşlik eden arkadaşım yağmurun gelip geçici olduğunu, Adana’nın sıcak bir memleket olduğunu tekrar tekrar belirtmesi üzerine biz yürümeye devam ettik. Sabancı Merkez Camii önünde bulunan Ay Yıldızlı ve Türk boylarının bayraklarının olduğu anıtın önünde hatıra fotoğrafı çekildim.

Adana Merkez Park / Sabancı Merkez Camii

Seyhan nehri kıyısında gezerken bir yandan Merkez Parkın güzelliği, diğer yandan Taş Köprü’nün tarihe tuttuğu ışığı gözlemliyordum. Yağmurun daha da artması üzerine Optimum AVM’ye geçtik.

Adana Seyhan Nehri / Karşıda Sabancı Merkez Camii

Sinema izleyip bowling oynadıktan sonra Adana’nın yöresel lezzetlerini tadımlamak için masaya oturduk. Yemek konusunda bir gurme olmasam da yeni lezzetlere aşık bir insanımdır. Önce ciğer şiş peşine de Adana kebap söyledik. İçecek olarak şalgamı tercih ettim. Bu zamana kadar sadece 2 defa şalgam içen biri olarak Adana’da şalgama alıştım. Aşağıdaki fotoğraftan da göreceğiniz üzere mezeler de çeşit çeşit geliyor. 

Adana Optimum AVM / Kazancılar Kebapçısı

Hava kararmaya başlayınca Menderes olarak adlandırılan bölgeyi gezintiye çıktık. Menderes Bulvarını yürüyüş alanı olarak çok beğendim. Menderes Gölü manzaralı Tahta Masa Cafe‘de kahve içerek hayatıma “40 yıllık hatır” eklemiş oldum.

Tahta Masa’dan çıkıp yürüyerek “Çoban Dede” olarak adlandırılan tepeye çıkıyoruz. Burada Çoban Dede Türbesi varmış ve park düzenlemesi ile gelenlerin uğrak yeri olmuş. Tepeden Menderes gölünü izlemek daha güzel oluyor. Renkli ışıklarıyla tekneler, düğünlerde atılan havai fişekler, uçsuz bucaksız göl manzarası derken aniden yağmur bastırıyor. Hani bu Karadeniz yaylalarında şarıl şarıl yağmur yağar ya, işte Adana’da adeta bunu yaşadım.

Menderes’te geçirdiğim birkaç saatlik gezintinin ardından yağmurda sığınacak yer bulamayınca sırıl sıklam ıslandık ve buradan araç ulaşımı ile ünlü şırdancı dükkanına gittik. Dükkanın adını hatırlamasam da şırdanın lezzetini unutmak mümkün değil.

Günün kapanışını şırdancıda yanımıza gelen bu sevimli dostumuz ile yapıyoruz 🙂

2. GÜN

Gerek yol yorgunluğu, gerekse gün içindeki yorgunluğumdan ötürü güzel bir uyku çektim. Sabah kahvaltısını otelde yaptıktan sonra kendimi yine dışarı attım. Gezintimin ikinci ve son günüydü. Bir yandan güzel anılar biriktiriyorum bir yandan da bu güzel şehirden gideceğim için üzülüyordum.

Adana bana güzel anılar bıraktı, güzel dostluklar kazandırdı. Ve en önemlisi de güzel bir şey öğretti; “Her şeyin bir sonu vardır

Adana Merkez Park o kadar büyük ki, sıcağa aldırış etmeden gezmeye başladım. Yemyeşil park, bulutlu gökyüzüyle güzelliğine güzellik katıyordu. Her yerden görünen Sabancı Camii ise bu güzelliği taçlandırıyordu. Söylemeden edemeyeceğim; Camii minaresine asılan Türk Bayrağı beni mest etti. Her insanın bir kırmızı çizgisi vardır. Benim kırmızı çizgilerimden biri de rengini şehitlerimizin kanından alan Şanlı Türk Bayrağımızdır. Göklerde her gördüğümde tüylerim diken diken olur.

Adana Merkez Park; Türkiye’nin en büyük parkı.

Parkta ağaçların etrafına yapılan oturma alanları çok hoşuma gitti.

Parkı gezdikten sonra asma köprüden karşıya geçtim. Adana’da üç tane asma köprü bulunuyor. Bunlar; Gençlik köprüsü, Yavuzlar köprüsü ve Sinanpaşa köprüsü. Üstünde yürürken sallanması nedeniyle “Sallanan köprü” diyenler de oluyor.

Adana Asma Köprü

Nehrin karşısına geçtiğimde Yeni Saat Kulesi bizleri karşılıyor. Saat kulesinin en üstünde bulunan restaurant’tan Adanayı izleyebilirsiniz. Merkez Park uçtan uca gözüküyor.

Merkez Parkta nehir kenarında Adana sıkması yedim. Sıkma denilince Sinop çevresinde tatlı aklımıza gelir (lokma). Adana sıkması ise içine peynir, patates gibi malzemelerin koyulduğu lavaşa sarılıp kızartılmış börek gibi bir yiyecek. Atıştırmalık olarak tercih edilebilir.

Adana Sıkması

Durmak yok… Nehir kenarında bulunan Gondol Marina‘dan cüzi bir ücret karşılığı gondola biniyoruz. Venedik’te meşhur olan gondol gezintisini Adana Seyhan nehrinde yapıyoruz.

Adana Gondol Marina

Adana’dan ayrılmama son saatler kala dünyanın en eski köprülerinden olan Taş Köprüden geçiyorum.

Yemeden dönülmez denilen, hakkında binlerce yorum yapılan Bici Bici‘yi tadıyorum. Adana’ya gitmeden önce yaptığım araştırmalarda Bici Bici için “Parayla buz mu yenir?” gibi bir yorum okumuştum. Ben meyveli Bici Bici siparişi verdim. Buz parçalarının içinde küçük muhallebi taneleri, buzun içine nüfuz eden şerbet ve üstünde muz parçaları vardı. Bici pudra şekeriyle yeniliyor. Pudra şekeri buza tat veriyor. Bir yandan biciyi kaşıklayıp yerken eridikçe pipetle suyunu içiyordum. Bu karışım serinlemek için güzel bir tercih.

Yani parayla buz yemiyorsunuz 🙂 Ama kolaylıkla hasta edebilir, dikkatli olmak lazım.

Kısaca özetleyecek olursam; Adana 2 günde gezilip görülecek bir şehir. Çok fazla gezilecek yeri olmasa da mevcut yerlerde keyifli vakit geçirebilirsiniz. Şanslıydım ki Adana’ya gittiğimde yağmur yağdı ve çok sıcak değildi. Adana’yı Nisan’da gezmeyi önerirler. Nisan’da Portakal Çiçeği Karnavalı ile bir başka güzel oluyormuş.

Adana’da Bunları Yapmadan Dönmeyin!

  • Merkez Parkta gezmeden
  • Seyhan Nehri kenarında gezmeden
  • Seyhan Nehrinde Gondola binmeden
  • Taş köprünün üstünden geçmeden
  • Adana kebap, şırdan, bici bici yemeden
  • Menderes Bulvarını gezmeden, Menderes gölünü görmeden

geri dönmeyiniz. Bir başka gezide görüşmek dileğiyle…

Adana Merkez Sabancı Camii

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz